1700 METRELİK ÖZGÜRLÜK!

Günlerdir süren heyecanımın adı; yamaç paraşütüydü! Ve bir Çarşamba sabahı yola çıktık. İlk deneyimim olacağı için kafamda binbir türlü soru vardı.

Günlerdir süren heyecanımın adı; yamaç paraşütüydü! Ve bir Çarşamba sabahı yola çıktık. İlk deneyimim olacağı için kafamda binbir türlü soru vardı. Yapabilirim, yapamam çelişkileriyle yıllarım geçti. Direkt havalansak bence okeydi ama o uçuruma doğru koşmak yok mu... Neyse ki mucizelerin hayatıma girmesine izin vermiştim ve istediğim her şey fazlasıyla gerçek oldu.

Yamaç paraşütü arkadaşım; adı Can. Tanıştık ve bir hafta sonra yola çıktık. “Hadi yapalım!” diyen birileri olsun hayatınızda. Neyse, tatlı arkadaşım ve ben spontane bir şekilde buluşma saatinden önce hareket ettik. Spor bir arabanın içinde “hınnnnn” sesleri eşliğinde 260 km hızı gördük. Adrenalin sabah 9:00 itibariyle kanımızda akmaya başlamıştı. Çirkin seslerimizle “solda güneş yükseliyordu, güneye giderkeeeen” şarkısını söyledik. Hiçbir rezervasyonumuz yoktu otel ya da yamaç paraşütü için. Oteli Fethiye’ye girmeden bir saat önce hallettik, paraşütü de orada. Eğer iki kelseniz, biri kız biri erkek; ilgiyi üzerinize çeker ve her işinizi kolaylıkla halledersiniz. Arabayı park ettik, yamaç paraşütü firmamızı bulduk ve yarım saat içinde Babadağ’a çıkacak servisteydik. Uçurum kenarında, bariyersiz toprak yolda 1700 metreye çıktık. Her an düşme tehlikesi! Vufff! Adrenalin her an kanımızda... Yol boyunca siyaset konuşuldu, heyecan yatıştırıcı olarak... İndik, hava serin, karşımızda hafif beyaz bulutlar... Bütün bunları net göremeyebilirsiniz çünkü bacaklarınız titriyor olacak heyecandan J

Can, hızlı bir vedadan sonra aşağıda buluşmak üzere semaya karıştı. Asıl heyecan beklemek. Her saniye katlanarak artıyor. Şlak, şlak, şlak... bütün kilitler tamam. İçinden; “beni bunlar mı tutacak havada” demeden edemiyor insan.

Ve hazırız!
 

-          Ben napıcam Hakan?

-          Koş sadece.

-          Bana koş de ama.

-          Tamam.

-          Bacağımdaki kilit dizime geliyor rahat koşamam.

-          Sık o zaman.

-          Tamam.

-          Bana koş demeyi unutma.

-          Tamam sen de oturmayı unut, oturmak yok.

-          Tamam.

-          Koşşşşşşş

 

Koşmayı çok ciddiye almıştım. Bir, iki, üçüncü adımda havadaydık. Ben dört, beş, altı devam ettim havada taa ki Hakan oturabilirsin diyene kadar. Uff! Havada olmak harika.

-          Hakan bulutların içinden geçebilir miyiz?

-          İstiyor musun?

-          Çooook!

Ve girdik. Havada olmak yetmiyormuş gibi bir de bembeyaz bulutların içindeydik. Rüya gibi... Korkunun esamesi yok. Gökyüzü güvenli, korkmak aklına gelmiyor inan. Mavi... Her yer mavi! Burası bir harika dostum, hadi gelsene! J

1700 metre...

-          Hakan havada uzun kalalım tamam mı?

-          Tamam.

-          Eyyy öz-gür-lük!

Fethiye’ye havadan giriş yaptım, çok havalı... J

-          Hep havada kalsak olmaz mı Hakan?

-          Deneriz.

-          Hakan havada biraz dönelim mi?

-          Hiiii Hakaaan durabilir miyiz?!?

Baş dönmesi eşliğinde, mide bulantısı!

Ve iniş...

Ne zaman yarım saat geçti? Gökyüzü saatiyle yeryüzü saati bir değil miydi?

-          Ben kalk deyince kalk tatlım.

-          Tamam Hakan.

Gökyüzü Hakan’a da iyi geldi J

Off... Ayaklarım yere bastı yeniden. Çok sıradan.

-          Caaan! Nasıl geçti?

-          Midem bulanıyor.

-          Sanırım benim de. Haydi meyve yemeye.

Ofiste herkesin elinde incir, elma... Uçuş sonrası şartları; meyve yiyin, önemli! Fotoğraflar bir harika. Cd’ye aktarıldı ve tarafımızdan satın alındı. Can çok şeker, her şeyi halletti!

-          Hakaaan seni seviyorum! Teşekkürler harikaydı.

-          Sen de öyle J

Gökyüzü maceramız bittikten sonra otele yerleşmek üzere yola çıktık. Kaybolduk herhalde dediğiniz noktada arabanızı park etmeniz gerekiyor. Ne oluyor yahu otel de nerede demeye kalmadan sizi “kamyojeep” olarak adlandırdığım bir vasıtayla gizli cennete götürüyorlar. Vaauv! Doğa hiç bozulmamış. Her yer mavi ve yeşil. Nee! Rüya mı? Burası gerçek mi? “Kusursuz”un kelime anlamı bu olsa gerek. Sizi resepsiyonda manzaranın karşısındaki iki koltuk karşılıyor. Huzura hoşgeldiniz.

Fethiye'ye gelmekteki asıl nedenimiz yamaç paraşütü yapmaktı. Rezervasyonumuzu yolda tesadüf eseri 'Nautical'a yaptırdık. Sadece bir gece kalabildik ne yazık ki ama otel paraşütün de önüne geçti. Odamız küçük olmasına rağmen bizi bir sürpriz bekliyordu; balkonda jakuzimiz bile vardı!

Vuff! Tanrım, açlıktan ölüyoruz. Hızlıca bir şeyler yedik diyerek geçemeyeceğim çünkü her şey harikaydı. Bir Ahmet abi var ki mutfak şefi... Bu arada vegan kimdir, ne yer, ne içer bilen Ahmet abi bana kendimi çok özel hissettirdi. İsteyebileceğim her şeyi akşam için hazırlayabileğini söyledi ve ben de seçimi O'na bırakarak en doğrusunu yaptım. Zeytinyağlı taze fasülye bir harika. Diyebilirsiniz ki; taze fasülye ne kadar harika olabilir? Olabilir. Veganlığıma özel ikramlarla birlikte şahane yemekler yedik.

Otelin deniz kısmına gelecek olursak; yapaylıktan oldukça uzak bir tarzı var. Kayaların üstünden yürüyerek iniliyor. “Dur şuraya bir plaj yapalım” denmemiş olması, doğalın korunması nefis. Uff hele geceyse ve denizin içindeki kayaların ortasında ay ışığı da yüzüyorsa sizinle birlikte... Gece denize girin! Lütfen! Suda olmak özgürlüğün diğer adı.

Çalışanlar o kadar güleryüzlüydü ki sanki herkese mutluluk hapı verilmiş gibiydi. Otel müdürü Seda için bunlardan fazlasını söylemeliyim. Farkındaysanız 'Seda Hanım' değil, Seda. Resmiyetin soğukluğundan ve yalanından uzak, öyle candan sohbet ediyor ki kesin bir yerlerden tanıyorum diyorsunuz. Bu arada renkli gözlerinden ve bohem tarzından bahsetmiyorum bile.

Ne yazık ki gerçek hayata geri dönmek zorundaydık. Ertesi sabah, kahvaltıdan hemen sonra diğer misafirler dahil herkesle vedalaştık ve yola koyulduk. Neyse ki dönüş yolu da keyifli geçti de gözümüz arkada kalmadı.

Köyceğiz - Yuvarlak Çay, öğle yemeği molası. Gürül gürül akan suyun yanında güveçte, mantar, biber, domates. Hepsi de organik. Çayın ortasındaki salıncak instagram paylaşımları için gayet uygun görünüyor J

Bu yolculuk benim için ilklerle dolu oldu. Yol arkadaşlığını, seyahat etmenin özgürlüğünü, bu özgürlüğün aslında insanı olması gereken en doğal haline döndürdüğünü daha iyi anlamış oldum. Haa bu arada birbirinizi eleştirmeyin ne olur. Hele tatilde hiç. Yanında “ben” olabildiğimiz insanlara ihtiyaç var.  I am that I am. 

Sevgiyle

Güneş Köksal

Instagram: gunes.koksal