Museum Hotel Sahibi Ömer Tosun Röportajı

Indigo Group Yönetim Kurulu Başkanı&Museum Hotel sahibi sevgili Ömer Tosun ile Kapadokya'da keyifli bir sohbet

Garsonlukla başladığı iş serüvenine halıcılık ve daha sonra hayalindeki meslek olan turizmle devam eden, yaklaşık kırk beş yıldır da bu işin içinde olan Indigo Group Yönetim Kurulu Başkanı&Museum Hotel sahibi sevgili Ömer Tosun ile Kapadokya'da keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Röportaj: Kutlu Özemrak & Özgür Kaya

 

Otelcilik işine ne zaman ve nasıl başladınız?

Bu hikaye halıcılık yaptığım döneme denk geliyor. 1994 yılında Avustralya genel valisi ziyarete geldi, halıları sattık keyifliyiz. Elinde peri bacalarından gece lambası olan yağız bir delikanlı geldi o sırada, benimle görüşmek istiyormuş. Bana gece lambalarını sattı ve dedi ki; benim Uçhisar'da evim var ve sen onu alacaksın Ömer bey! Bunu o kadar samimi söyledi ki şaşırıp kaldım. "Ne yapacağım ben Uçhisar'da?" dedim, "Muhakkak görmen gerekiyor" dedi ve bindik gittik, manzarayı görünce bin yıldır buradaymışım gibi bir duygu kapladı içimi. Tamam alıyorum dedim ve bu serüvene 2002 yılında altı oda ve elli kişilik ekiple başladık. Şimdi beş farklı kategoride otuz odamız var. Her biri şekil, dizayn ve dekorasyon açısından birbirinden farklı. Her odanın bir hikayesi var. O günlerden bu günlere geldik ama çok da kolay olmadı. Yıllar sonra buradan bakınca; dünyanın lüks, tarihi otelleri içerisinde birinci olmuşuz, iki yıl üst üste Avrupa'nın en iyi küçük butik oteli olmuşuz, tüm bunlar bizim için de ülkemiz için de gurur kaynağı ve bu başarı her şeye değer.

 

Otel o kadar büyüleyici ki, adeta her köşesinden sanat ve tarih fışkırıyor. Mimari görselliğin yanında işletmesi de çok büyük emek istiyor, bu noktaya nasıl geldiniz?

Evet gerçekten çok zor ve fedakarlık isteyen bir iş bu. Her bir noktası ve metresini düşünerek, taşların doğal haliyle durmasından, konumuna kadar hepsini planlayarak hareket ettik. Otelin sosyokültürel esintiler taşıması ve doğaya uyumlu olması çok önemli. Biz bu bilinçle hareket ederek farklılık yaratmayı başardık.

 

Otelin adı neden Museum?

Yaşayan müze konseptimiz sebebiyle Museum Otel. Bu işin en gerisine gidersek iki ayrı hayalim vardı; biri topladığım antikalardan müze açmak, diğeri de otelcilik yapmaktı. Ben de ikisini birleştirdim ve Türkiye'de ilk kez müze & otel oluşumunu Museum'la beraber hayata geçirdim. Otel içerisinde hem genel alanda hem de misafir odalarında ciddi bir koleksiyon sergiliyoruz. Bu koleksiyondaki antika eserlerin her biri Nevşehir müzesine kayıtlı, bir yandan koruyor bir yandan da sergiliyoruz.

 

Mutfağınız hakkında bilgi verir misiniz?

Mutfakla Mustafa şef ilgileniyor, sağ olsun daha önceki projelerimizde de yanımızdaydı. Murat Bozok danışmanlığında müthiş işler çıkarıyor. Öncelikle yabancı misafirlerimize daha yöresel yemekleri sunmaya çalıştık. Eski Rum kültürünü araştırdık, Rum mutfağını servis etmeye başladık ve bu çok hoşlarına gitti. Son birkaç senedir yerli turistler de gelmeye başladı. Yabancı turiste yöresel yemekleri sunduğunuz zaman onun için otantik oluyor ve çok beğeniyor ama Türk misafirler gelmeye başlayınca bu işin ehli şef Murat Bozok ile çalışmaya karar verdik. Menümüzü geleneksel lezzetlere farklı yorumlar katarak yeniledi. Herkesin damak tadına uyacak, eşsiz lezzetler menümüzde yer alıyor.?

 

Şu anda termal otellerle ilgili bir çalışmanız var, biraz bahsedebilir misiniz?

Dokuz senedir bu bölgede termal kurmaya çalışıyorum, bütün kazancımızı yatırdık ve kaynakları bulduk. Şimdilik üç otel projemiz var ama on otele kadar çıkmayı düşünüyoruz. Elektrik üreteceğiz, tarım gelişecek, seralar kurulacak. Bu projeyle dünyanın en üst düzey markalarını, dünyanın en farklı otelleriyle buraya getireceğiz.

 

Kapadokya'nın nasıl bir doğası var?

Burada inanılmaz verimlilikte bir doğa zenginliği ve dünyanın en nadir doğal güzelliği var. Biz burada sebze, meyve ekerek örnek bahçeler yaptık; nektarin, şeftali, elma, armut, kayısı yetiştirdik ve emin olun ki bu meyvelerden alacağınız lezzeti herhangi bir yerde bulamazsınız. Dünyanın en güzel mantarları da burada yetişiyor. Volkanik bir alt yapıya sahip olduğu için; sebzeler, meyveler, ballar, kekikler, şaraplar inanılmaz lezzetli ve mineralli.

 

Bu güzel doğayı kullanarak alternatif sporlara da yön verdiniz. Cross Golf Cappadocia projesi nasıl başladı?

Bölgede balon dışında lüks turizme hitap eden farklı aktiviteler yapmak gerektiğini düşünüyordum hep. Özellikle de peri bacalarının arasında golf oynatma fikri aklımdan çıkmıyordu. İstanbul'dayken İsviçreli gazeteci bir hanımla tanıştım, Golf dergisinin yazarıymış; buraya davet ettik ve ona bu fikrimden bahsettim. Çok heyecanlandı ve "Neden yapmayasın ki" dedi? Fas'ta çölde golf oynattıklarından bahsetti; derin bir araştırmadan sonra hemen bunu Kapadokya'ya uyarlattım, golf hocaları getirttim ve programları hazırladık. Golf turnuvasını yaptık, İsviçre büyük elçisi açılışını yaptı. Rusya'dan, Ukrayna'dan golfçüler çağırdık. Iltm Cannes fuarına davet edildim, Kapadokya ve cross golfü kırk beş dakika boyunca anlattım. Daha sonra golf fuarlarına katılmaya başladım, Golf Channel düzenlediğimiz turnuvanın çekimlerini yaptı. Dışarıdan teşvik almadan, tamamen kişisel merakım dolayısıyla güzel işlere imza attığımı düşünüyorum.

 

Son olarak neler söylemek isterseniz?

Biz bu ülkede Avrupalının yapamayacağı şeyi yapacağız ve bu şekilde örnek olacağız. Sağlığım el verdiği sürece proje üretip onları hayata geçirmeye devam edeceğim. Kapadokya'yı ve dünyayı güzelleştirmek adına kişisel bilgilerimi ve varlığımı ortaya koymaya hazırım. Herkesi Kapadokya'ya davet ediyorum, bu eşsiz güzellik görülmeye değer!