Gazeteci ve Anchorman Korcan Karar Röportajı

Travel and Gourmets Dergisi olarak Türkiye'nin en ünlü gazeteci ve anchormanlerinden biri olan Korcan Karar ile müdavimi olduğu Alaçatı Köşe Kahve'de buluştuk.

Travel and Gourmets Dergisi olarak Türkiye'nin en ünlü gazeteci ve anchormanlerinden biri olan Korcan Karar ile müdavimi olduğu Alaçatı Köşe Kahve'de buluştuk. Dergimiz adına gerçekleştirdiğim bu keyifli ve samimi sohbette; televizyondan gazeteciliğe, İstanbul'dan Alaçatı'ya, yemekten gezmeye birçok konuyu konuştuk. İstanbul'un hızlı hayatından sıyrılıp Alaçatı'ya yerleştiğinden beri ona her an Alaçatı sokaklarında rastlamanız mümkün.

DİNGİNLİĞİMİ ALAÇATI’DA YAŞIYORUM...

Bizim de içinde bulunduğumuz “dijital yayıncılık” hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benim alışkın olmadığım bir tarz ama artık günümüz koşulları ve teknolojik ilerlemelerden dolayı her şeye alışır olduk. Dünya farklı bir yöne doğru gidiyor, mutlaka buna uyum sağlamak durumundayız. Travel and Gourmets Dergisi olarak sizler de bu teknolojik ilerlemenin bir parçasısınız, yayınladığınız fotoğraf ya da yazılarla on binlerce kişiye ulaşıyorsunuz. Tüm bunların faturasını da beğeniler ve paylaşımlarla alıyorsunuz. Etkiye anında tepki alabiliyorsunuz ve bunlar çok önemli veriler. Dergiyi ciddi anlamda takip ediyorum, böylesi önemli bir derginin de işinin ehli jüriler tarafından ilk 10'a sokulmuş olması büyük bir başarı.

 

Sizin zamanınızla şimdiki zamanı karşılaştıracak olursanız?

Ben de dergicilik yaptım, konuya bizim zamanımızdaki gibi bakacak olursam; dergi ve gazete elle tutulan, sıcak ve kendine has kokusu olan, ekmek gibi bir şeydi. Bunları yaşamış insanlar olarak şu anda medyanın sanal ortama adapte edilmesiyle hem zaman kazanıyorsunuz hem haberi daha hızlı ulaştırabiliyorsunuz. Eski ve yeniyi karşılaştıracak küçük bir örnek vermek istiyorum; Berlin Duvarı'nın yıkıldığı gün bir kare siyah beyaz fotoğrafı gazeteye yollamak için otele gelirdim, filmi yıkardım, telefonla bağlanıp o bir kare fotoğrafı geçerdim, bu işlem yarım saat sürerdi. Tek bir kareden bahsediyorum, düşünün ki bunun onlarcası var.

 

Sosyal medyadaki haber alışverişiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Mutlaka ve mutlaka sosyal medyadan gelen habere ve kaynağa çok dikkat etmek gerekiyor. Tamamı manipüle edilebilir veya asparagas bir haber rahatlıkla yayılabilir. Bu yüzden üç dört güvenilir kaynaktan teyit etmedikten sonra haberlere itimat edilmemesi gerekiyor.

 

Şu an televizyondan uzaktasınız, yeni projeler var mı bundan sonrası için?

Otuz beş sene bu işi yaptım ve şimdilerde dinginlik dönemimi yaşıyorum. Kendime ve yaptığım işe biraz yukarıdan bakıp göremediklerimi görmek, kendimi geliştirmek, yeni projeler için beynimi ve ruhumu hazırlamak istiyorum. Bu bir eğitim dönemi gibi açıkçası.

 

Şok programı bir döneme damgasını vurmuştu, yine böyle benzer bir projeyle geri döner misiniz?

Şok programı bugünkü Türkiye'nin gerçek halini yansıtıyor. Biz geçmişte geleceği görüp hafızalardan silinmeyen bir realiteye imza atmıştık. Eğer yerinde ve zamanında bırakırsan efsane olursun, o yüzden efsane olarak kalmaya devam edeceğiz.

 

İşinizi özlüyor musunuz?

Anlatacağım şeyden sonra bana "delirdiniz mi?" diyeceksiniz ama delirmedim. Aslına bakarsanız gazetecinin delisi makbuldür. Gazetecilik hayatımda dünya üzerinde olan bütün olaylarda bulundum, haber neredeyse ben de oradaydım. Charlie Hebdo'nun yaşandığı günlerde Paris'te değildim, evde üç farklı monitörden bütün detayları takip ediyordum ve orada olamadığım için içim içimi yiyordu. Altı saat seyrettikten sonra aynanın karşısına geçtim ve ben Paris'te olsam neler anlatırdım diye kendi kendime yayın yapmaya başladım. Gazetecilik bir aşktır ve bu aşkla zapt edilmiş hücrelerimin ne kadar canlı olduğunu yaşıyor ve görüyorum. 

 

Sizin projeleriniz ya da dışarıdan gelen teklifler var mı?

Tabii ki de ama dediğim gibi bu dinginlik ve eğitim dönemini geçirmeliyim. Bizim işimizde öğrenmenin sonu yok, çok güzel projelerle önümüzdeki yıllarda ekranları, haberi ve hayatı paylaşacağız.

 

Yaz kış burada yaşıyorsunuz. Neden Alaçatı peki?

Ben aslen İzmirliyim, Göztepe'de doğup Çeşme'de büyüdüm. Yani buralara yabancı değilim. Alaçatı'ya elli sene önce geldim, buranın hala hayatta olan ve en eski kasabından Bekir dededen annem kıyma aldı. Bu unutulur mu? Burası benim anılarım, çocukluğum, tarihim. İnsan dönüp dolaşıp memleketine, dostlarıyla, arkadaşlarıyla var olduğu topraklara döner. Benim gidecek başka bir yerim yok, ben gavur İzmirliyim, İzmir'in gavuruyum. Burası çok değerli bir topraktır. Buradan medeniyet, zeytinyağı, şarap çıkmıştır. Atatürk İzmir'e gelmiştir, reformlar İzmir'de yapılmıştır. Zübeyde anamız İzmir'in bağrında yatar ve bize emanettir. İzmir'den bir sürü önemli sanatçı, gazeteci ve iş adamı çıkmıştır. Bu toprağın mutfağı, geleneği, kültürü, ekmeği suyu, meyvesi sebzesi, balığı her şeyi özel bir nimettir.

 

Sizce Alaçatı hak ettiği yerde mi?

Alaçatı son zamanlarda çok moda oldu fakat burada yaşayanların ve ticaret yapanların bilinçli olması lazım. Yemeğin kalitesi, tarihi mirasının, taşının, yolunun ve yerli insanının korunması gerekiyor. Gerçek köylülere destek olup dokusunun korunması hepimizin görevi. Burada yaşayan, yerli veya turist fark etmez, bir şeyi bitirmek bozmak çok kolay ama bir şeyi kalıcı kılmak, ileriye taşımak zor. 

 

Alaçatı'da fiyatlar nasıl peki?

Açıkçası biraz pahalı buluyorum ama üç aylık bir sezonu olduğu ve kiraların çok yüksek olmasını da dikkate almalıyız. Her zaman ortalama fiyatlarla yiyip içtiğiniz şeyler bazı mekanlarda iki katı fiyatına. Mesela İstanbul'da boğaza nazır bir yerde içtiğiniz içecek 14 TL iken burada 27 TL olabiliyor. Başıma geldiği için söylüyorum, böyle yaptığımız müddetçe kaybeden Alaçatı olur.

 

Sizce Alaçatı sezonu uzar mı?

Burayı ısıtırsan, ilerideki sıcak suyu Alaçatı'ya getirirsen, kışın herkes ısınırsa, evler havuzlar sıcak suyla dolarsa, termal opsiyon sağlarsan elbette uzar. Otuz sekiz derece su çıkıyor burada. Sağlık hizmeti, okul, iyi bir kolej ve iyi bir üniversite sezonu uzattığı gibi yaşam kalitesini de yükseltir.

 

Alaçatı'da iyi lezzetlerle karşılaşıyor musunuz?

Alaçatı'da gerçekten çok iyi lezzetler var, öyle lüks de değil ama bilmek lazım. Çok iyi balık meze restoranları var, kumrusu var. Hatta kumru'nun da bir hikayesi var. Kumru ekmekleri bayatladığında suya koyup tuz atarlar, eşeklere atlara yem yaparlardı. Yine bir gece kalmış ekmeği közün üzerine koyup içine de peyniri, sucuğu, domatesi koyup yemişler. Ertesi gün Levanten ve ileri gelenler tekrar gelip aynısından istiyor ve kumru'nun ünü alıp başını gidiyor. Artık kumru'nun da kalitesi düştü, malzemeden çalıp kalitesiz ürünleri kullanıyorlar. Madem kumru bizim onurumuz, o zaman bu işi düzgün yap ve hak ettiğini kazan.

 

Gurmelik sizce nedir?

Bakın  size hemen bir örnek vereyim; Köşe Kahve’den yirmi metre aşağıya inin, bir tane sokak köftecisi var ciğer de yapıyor, vaktiniz olduğunda gidin yiyin. O da gurme bir lezzet. Gurmelik ciddiyettir, gurmelik sadece lüks yerlerde yemek yemek değildir. Sokak gurmeliği, orta hal gurmeliği, yüksek gurmelik vardır ama hepsi gurmeliktir. Sen gurmeysen sokak ciğercisini de bileceksin, Paris’teki restoranı da. 

 

Şehir dışından misafiriniz geldiğinde ilk nereye götürüyorsunuz?

Buraya gelen tüm misafirlerim ilk önce balık diye tutturuyorlar. Ben de buranın klasikleşen mekanı "Ferdi Baba"ya götürüyorum, hem güzel ağırlanıyorum, hem iyi servis alıyorum hem balığımı yiyorum. İlerleyen saatlerde sabaha karşı kumrusu yiyoruz, birçok plaj var dışarıdan gelenler buraları görmek istiyor. Burada çok hatırı sayılır gurme mekanlar var, kafelerimiz de gayet şık; elimden geldiğince güzel ağırlamaya çalışıyorum.

 

Ot festivalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk defa geçen yıl katıldım ve çok keyif aldım. Ot bu topraklarda yaşayanlar için çok değerli bir unsur. İyi güzel ama bu festivaller tanıtım açısından yetersiz kalıyor. Mesela Ildır enginar yatağıdır, orada da enginar festivali yapılabilir. Erythrai yani Ildır kahin kadınlarıyla meşhurdur. Koy oraya bir astrolog tarihimize sahip çıkıyoruz diye festival yap. Dalyan'da çipura festivali yap, aşk festivali yap... Eskiden Çeşme'deki festivalleri hatırlayın; Enrique Iglesias gelirdi, dünyaca ünlü sanatçılar gelirdi, ücretsiz konserler olurdu. 

 

Türkiye genelinde olduğu gibi Alaçatı'da da çoğu değer yok olmak üzere...

Çok doğru; burada Alaçatı içinde gerçek köy kahveleri vardı üçü de gitti, köyün kahvesi köyün geleceğidir, haber merkezidir, her şey oradan dağılır. Sen köyün kahvesinin içine restoran açarsan ben de oraya gitmem. Terziyi, kasabı, kahveyi, yemeni satan teyzeyi koruyacaksın. Marangozhane vardı o da yok edildi ama restoranın yanındaki marangozhane ona değer katar. Buranın özelliği taş olması, beyaz olması; onu koru, doğayı koru, korumazsan sen de yok oluyorsun. Alaçatı'nın renkleri pasteldir, buranın göbeğine neon tabelalar koyma, buranın dokusunu bozma. Turist geldiği zaman iyi davran, ahlaklı davran; o Alaçatı'yı senden daha iyi araştırmış, senin tarihini senden daha iyi biliyor.

 

Alaçatı’da sürekli gittiğiniz özel bir yer var mı?

Ben her sabah alışveriş yapmasam da mutlaka mezata uğrarım, biz ona Alaçatı'da "Taş" deriz, bütün balıklar onun üzerine serilir.

 

Mutfağa giriyor musunuz?

Tabii ki de profesyonel olarak mutfağa girerim hatta geçen gün güzel bir İtalyan menüsü yaptım; kalabalık bir grupla yedik, içtik, eğlendik.

 

Neler yaptınız peki?

Kışlık Bruschetta yaptım. Önce tam tahıllı siyah bagetler yaptırdım, onları aynı kalınlıkta kestirip fırına verdim. Ovacık domatesinden kaparili sos yaptım, üzerine tulum kırığı, karabiber... İkinci tabak; Prosciutto Melon. İki dilim Ovacık kavunu üzerine Prosciutto'ları koydum, ferahlatan bir tabak oldu. Dörtgen pizza yaptım. Narçello hazırladım; gerçek nar suyundan. Tiramisu, Esspresso kahve... Her şey harikaydı. 

 

Tarz olarak hangi mutfaklara yakınsınız?

Ben İtalya'da on iki sene kaldım. Orada okudum, viyolonsel eğitimi aldım. İtalyan mutfağı Türk mutfağından sonra en sevdiğim mutfak hatta benim mutfağım diyebilirim. Onlardan sonra gelen Çin mutfağıdır. Japon, Afrika, Kafkas tarafı; Azerbaycan, eski Rusya, Ukrayna, Romanya bu ülkeler değerli mutfaklara sahiptir. 

 

Hiç aç kaldığınız bir ülke oldu mu?

Somali'de aç kaldım. Türk birliği sağ olsun, ekmekle çorba getirdi de doyduk. 

 

Seyahatle aranız iyi midir?

Gezmeyi, özellikle de motorumla gezmeyi çok severim. Habercilik yıllarımdan kalan vakitte İtalya, Alpler, Kapadokya, Güney Fransa, Yunan adaları turları yaptım. Şimdilerde yeni bir tura daha çıkacağım. Turlarla çıkılan ve organize olunan gezileri sevmem. Genellikle tek başıma yaptığım gezileri severim; gezmek bireyseldir, vakit senindir. Topluca yapılınca saate, güzergaha, insana bağımlı olursun. Mesela motorla çıkıyorum Sakız'a gidiyorum, Sakız'dan Atina'ya, Güney İtalya'dan Roma'ya Venedik'e... Bütün bunları tek başına yaptığında ayrı bir keyif alıyorsun. Ben başına buyruk ve motorla gezmeyi seviyorum, otel rezervasyonu yapmadan kafama yatan her yerde konaklarım.

 

Sizin için çok önemli bir şehir?

Roma, Roma, Roma! Neron'dan bu yana Roma!

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Travel and Gourmets Dergisi ekibi olarak ürettiğiniz içerikleri çok beğeniyorum, güzel lezzetleri ve keyifli rotaları işliyorsunuz, okumaktan büyük bir keyif alıyorum. Tecrübeli bir gazeteci olarak şunları söyleyebilirim; hiçbir zaman yılmayın, küsmeyin, hiçbir zaman modunuzu düşürmeyin, her zaman ileriye bakın ve en iyisini yapmak için emek sarf edin. Bu ülke bizim, burada en iyileri yapmak zorundayız. Herkes üzerine düşen görevi layıkıyla yaptığında her şey mükemmel olacak. Herkes yapabildiği en iyi işi yapsın, birbirini sevsin ve tahammül etsin. Fikir olarak bölündük ama kalplerimiz bir. Millet olalım, sürü olmayalım. Hoşça kalın, Atatürk'le kalın.

 

Röportaj: Kutlu Özemrak

Röportajı gerçekleştirdiğimiz Köşe Kahve’ye teşekkür ederiz.