Kutlu Özemrak & Mesut Yar Röportajı

Travel and Gourmets Dergisinin bu ayki konuğu usta gazeteci ve televizyoncu sevgili Mesut Yar. İstanbul'daki bu güzel buluşmamızdan keyifli notlarla ayrıldım.

Travel and Gourmets Dergisinin bu ayki konuğu usta gazeteci ve televizyoncu sevgili Mesut Yar. İstanbul'daki bu güzel buluşmamızdan keyifli notlarla ayrıldım. Yeme-içme, gezi, acı biber diyeti ve sosyal medyaya kadar pek çok konuda konuştuk.

 

İYİ BİR ŞEYLER ÇIKARMAK İSTİYORSAN MUTLAKA MUTFAKLA ENTEGRE OLMAK ZORUNDASIN.

 

Medya ve televizyon sizin için ne anlam ifade ediyor?

Televizyon yorucu bir iş, bir bünyede beş kişiyi taşıman gereken zamanlar oluyor. Ekrana ilk çıkışım 1994 yılında oldu, yirmi iki yılda yedi farklı program yaptım, bu konuda istikrarlı olduğumu düşünüyorum. Gençlerle çalışmaya onların enerjilerinden faydalanmaya özen gösteriyorum. Oğlum da ekibimde; yirmi beş yaşında, ekibimin en yaşlısı otuz yaşında. Yaptığım programların mutfak kısmı okul gibi, orada yetişiyor ve mezun olup yollarına devam ediyorlar.

 

Yapmak istediğiniz ama yapamadığınız bir projeniz var mı?

Televizyonda yapmayı düşündüğüm bir proje kalmadı. Yirmi iki yılda aklımdaki çoğu şeyi hayata geçirdiğimi düşünüyorum. Bir ara ticari olarak girişimde bulundum fakat başarısız oldum. Yazmak ve oynamakla hayatımı kazanıyorum.

 

İstanbul'la aranız nasıl? 

Ben burada doğup büyüdüm ama fırsat buldukça kaçmayı seviyorum. Eşim Ferda ile Fethiye'de evlendik ve Datça'nın güzel bir koyunda taş ev yaptık. İş olduğu sürece İstanbul'dayım ama farklı yerleri gezip görmek için sürekli plan yapıyoruz. Yurt dışında çok sevdiğim arkadaşlarım var, hem geziyoruz hem de onları ziyaret ediyoruz.

 

İzmir hakkında ne düşünüyorsunuz?

İzmir'i ve İzmirli arkadaşlarımı çok seviyorum, yeme içme kültürleri bana hitap ediyor. Kırk yaşından sonra balık yemeğe başladım, ilk balığımı da İzmir'de yedim.

 

Bir dönem kilo verme olayınız çok gündemdeydi...

Gece programları dolayısıyla zayıflamadan önce en son yüz otuz beş kiloyu gördüm. Geceleri yemek yemek durumunda kalıyordum. Sonrasında Samandağ acı biberiyle kırk kilo verdim ve çok ses getirdi.

 

Bu biberi nasıl keşfettiniz?

Rejime yeni başladığımda on dört kilo verdim ve duraklama dönemine girdim. Antakya'ya gitmiştim, restorana girdim masalar tepeleme dolu, herkes büyük bir iştahla yiyor. Oradakilere sordum; nasıl bu kadar çok yiyip de zayıf kalıyorsunuz diye? Masalarda dereotu ve biber vardı. "Samandağ biberini yedin mi?" diye sordular; denedim, acıyı çok seven ve çok acı tüketen biri olarak ağzımın uyuştuğunu hissettim. Biber o kadar acıydı ki... İşin sırrı buymuş, on kilo biberle birlikte İstanbul'a döndüm ve bir hafta içinde sekiz kilo verdim. Metabolizmam çok iyi çalışmaya başladı.

 

En sevdiğiniz mutfak?

Et ve sebzeden oluşan mutfakları çok seviyorum. Balıkla aramda çok ciddi bir mesafe var. Çipura, levrek ve lüfer yiyebiliyorum. Kabuklulara alerjim var, kalamarı seviyorum. İtalyan ve Çek mutfağı vazgeçilmezlerim. Güney İtalya'yı bizim mutfağa daha yakın buluyorum. Çek mutfağını en zayıf mutfak diye düşünürdüm hep ama tattıktan sonra fikrim değişti. O bölgeyi de Fransız mutfağını da besleyen bir mutfağa sahip. Aslında ben daha çok izlemeyi ve gözlemlemeyi seviyorum. Anadolu'nun çok değişik lezzetleri var, her gelen kavim kendinden bir şeyler katmış. 

 

Gastronomi dersek?

Yemek ve içmek ile çok ilgiliyim. İyi bir şeyler çıkarmak istiyorsan mutlaka mutfakla entegre olmak zorundasın. Şeflerle gönül bağım oluştu, onları takip ediyorum ve şeflerle ilgili filmleri izlemeye başladım.

 

Sizi en çok mutlu eden yemek nedir?

Mercimek, karnabahar, köfte ve ıspanağın her türlüsü beni mutlu etmeye yeter de artar!

 

Tavsiye edeceğiniz mekanlar var mı?

İstanbul'da çok iyi köfte yapan yerler var. Eskiden Nazmi ustanın yeri vardı, oraya çok sık giderdim. İstanbul dışında Tekirdağ Erdener var eve de alıyorum, buzluğa atıyorum.

 

Yemekle ilgili kötü bir tecrübeniz var mı?

Bir dönem sadece restoranlarda yiyordum; iyi yemek yapan çok az yer var, hepsi fabrikasyona dönüyor, bu yüzden lezzet kayıpları ve tatsız durumlar olabiliyor. Bu dönemlerde gıda zehirlenmelerim olmuştu.  

 

Yurt dışı seyahatlerinizden ilginç bir anınız var mı?

Roma'ya gittiğimizde paskalya bayramı kutlamalarında papayı görme imkanımız oldu. Hatta siyah giyindiğim için beni kardinal sanmışlardı, eğlenceliydi.

 

En sık gittiğiniz ve sevdiğiniz şehirler?

Prag ve Atina'ya sürekli gideriz. Prag yeme-içme ve eğlence kültürü olarak bize çok yakın. Atina İzmir gibi, meyhaneler çok hoş. Basel'i çok severim, küçük ama sıra dışı bir bir kenttir. Amerika'ya ön yargılıydım ama New York'u çok sevdim. Üsküp de hoşuma gitti.

 

Sosyal medyayla aranız nasıl?

Twitter'ı çok etkin kullanmıyorum. Instagram'ı çok seviyorum ve orada bayağı aktifim. Periscope'taki yayınlarım da çok takip ediliyor. Ama genel olarak dijital medyanın kendine çeki düzen vermesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Instagram'da yeme-içme ve gezi hesaplarını takip ediyor musunuz?

Çok sıkı takipteyim ve siz dahil çok beğendiğim hesaplar var. Önerileri değerlendiriyorum ve ben de çok güvendiğim yerleri takipçilerime öneriyorum.

 

Takıntılı olduğunuz bir şeyler var mı?

Koleksiyonerim ve topluyorum. Bunlar da bir nevi takıntı aslında. Büyük depreme kadar çan koleksiyonu yapıyordum, sonra bir çuval çanı attım. Bir ara kilim koleksiyonu yapıyordum. En büyük takıntım parfüm diyebilirim, sekiz yüz şişeye yakın parfümüm var.

 

Röportaj: Kutlu Özemrak