Mesut Yar'ın Kaleminden

Gözün Üstünden Başka Bir Yerde; Kaş

“Kaş yapayım derken yeryüzü

öyle bir deniz yapmış ki mavi

çocukları koy verip gitmiş o gözün içine

Bir Kaş akşamında şimdi

söylenen şarkıdır denizle büyüyen

o çocukların çakıl taşlarına kazıdığı ilahi”…

Sanıyorum 10 yıl kadar önceydi. Bir süredir günleri saymayı bıraktım. Yılların geçmiş zamanı resmetmesinin dışında olağan üstü bir değeri yok. Giderek değerlenen tek şey yaşanmış her şeyin hafızamda bıraktığı parlak izler. Kaş, sanırım o izlerin en mavisidir. En derin suyudur. En yüzülesi denizi, en terk edilmez aşkıdır...

Bağımlılık bildirir, bağlılığımı sunarım her gidişimde. Sıklıkla ziyaret etmesem de, usulca öper ellerimi bu eski sevgili. Alnımdan dudaklarıma uzanır ve nedense hep Meis üzerinden ruhumu teslim alır…

Mesele oraya gelmişken anlatmadan olmaz. Karşıda, hemen iki kulaç ya da birkaç adım ötede denizin üzerine düşmüş bir gül yaprağı gibi duran Meis adası kaşın altındaki kirpiği andırır bana. Göz kapandıkça kaştan uzaklaşan, açıldıkça birbirini sarmalayan…

Bizi ve ötekini ayıran tuhaf  bir coğrafik, bir hayli de politik bir oyundur Kaş ile Meis arasında oynanan. Yukarıdaki yükseltinin eteğine ilişip zamanın bu en eski tragedyalarından birini heyecan içinde seyredersiniz. Oyun bittiğinde hatırladığınız tek şey; “Ne de gereksiz kaş ile kirpiği ayırmak birbirinden” repliğidir. Neyse…

Bir dalış teknesindeyiz şimdi. Şimdi dediğim cümlenin en başındaki yıllarda yani. Önemi yok. Hatıralar o kadar berrak ki, şu denizin dibindeki uçak batığı gibi ortada her şey…

Tüpleri taşıyorum hararetle. Birazdan dalacağımız noktaya ulaşacağız. Teknenin arkasında tüpü sırtlanmak için bekleyen balık adamlar var. “Balık adamlar”; şişedeki gibi durmuyor, şiirdeki gibi durmuyor. Hepsi haylaz. Hepsi belki bin kez dokundukları kayanın yosununu okşamak için hevesliler hala. Ben onları daha yukarıdan, suyun henüz sığ olduğu yerden izleyeceğim. Böylesi daha güvenilir belki…

Kendini sigorta etmek ne kadar da manasız şimdi bakınca. Ama her zamanın kendine ait bir ruh hali var. Otuzlu yaşlarda insan fazla da derinleşemiyor demek ki. Bir ben miydim böyle sahi?

 

Dipteler. Bir balık adamları görüyorum, bir de Meis’in hemen birkaç metre açığındaki deniz kızlarını. İşin bu kısmı benim hayalim elbette. Sirenleri merak ediyorum...

Kulağımı denizin suyuyla değil de bal mumuyla kapatıp öylece geçip gidemeyeceğimi biliyorum bu sulardan. Ben bir mitoloji kahramanı değilim. Gitmem gereken bir adam yok ya da. Bir denizkızı, olmalı, olacak, olmuyor…

Dipte kayaları okşayan bir balık adam görüyorum. Kayaların saçları yeşile çalıyor. Herkesin denizkızı farklı işte; başımı yukarı çevirip az ileride aynı mesafede duran iki ayrı sahile bakıyorum. Elimi uzatsam Kaş, elimi uzatsam Meis. Tam ortasındayım Akdeniz’in ve ayaklarıma mürekkep balıkları; “Olabileceğin en iyi yerdesin” yazıyor…

 

Kaş’ın herkesin sevebileceği bir tarifini bulmak zor bana göre. Akşam saatlerinde avuç içi kadar sahil çarşısında toplam birkaç yüz adımla bitirilen bir parkuru var. Sağlı sollu meyhaneler dizilmiş. Gündüz çoğunlukla çay, kahve; geceleri rakı balık satıyorlar. Kulağınıza uzaktan, yakından takılan gitar sesleri ve temkinli bir suskunluğu saymazsak buranın melodisini de tanımlamak mümkün değil…

Tam da burada yardım almam gerekiyor. Kışın ortasında bir organizasyon için gelmiştik bir de buralara. Küçük ama kalabalık kafalı adamlardan oluşan bir grupla. İki gün içinde ılık bir şurup içip de temizlenmiş gibi ayrılmıştık sonra. O zaman İnkılap ağabeyin ettiği şu söz kalmış kulağımda; “Ölümsüzlük iksirini taşın altında arıyorduk, kaşın üstünde çıktı”…

Budur. Biraz daha kurcalayınca anıları, nereden çıkıp zihnime konduğu belli olmayan bir kalamar tavayla soğuk köpüklü bir bira peydahlanıyor gözlerimde. İkisini birbirinin şerefine tokuşturup uzanıyorum akşama doğru…

 

Sükunet modern insanın ömrü boyunca birkaç kez görebileceği müthiş bir nimet belki. Hani bir dönem buzdolaplarının üstüne yapıştırdığımız post it kağıtlarda yazan “Çılgın Kalabalıktan Uzak” önermesi gibi. Kaş, o önermenin milat noktası olmalı. Ama biliyorum ki, her yıl boyuna doğru filiz veren bir istila mimarisi buna da son noktayı koyacak…

Çılgın kalabalığın o her şeyi yutan dehlizlerinde kaybolmadan önce yeryüzünün yaptığı en güzel kaşa bakıyor ve sonra o mavi gözlerin bebeğine uzanıyorum. Temiz bir uyku gerek, Akdeniz’in göçerlerinden olma kararımı dirayetle sürdürebilmem için. Temiz bir uyku, ve geride bırakacağın sevgili için tasarlanmış hüzünlü bir şiiri not düşmek…

“Gidiyorum ey sevgili/ senin tuzunu ekleyerek matarama/ ne zaman su içsem bir sen düşeceksin bir de kaşların hatırıma”…  

Mesut Yar

Gazeteci & Anchorman

Instagram : mesutyarofficial